Anasayfa arrow Son Sayı arrow Aile İçi Farklılıklar ve Çatışma Yönetimi: Okul Dışı Eğitime Dost Bir Yaklaşım
Yazdır E-posta

Aile İçi Farklılıklar ve Çatışma Yönetimi:
Okul Dışı Eğitime Dost Bir Yaklaşım

*Carlo Ricci
 
Öncelikle eğitime alternatif bir yaklaşım olan okul dışı eğitim, sadece formal eğitime meydan okumakla kalmaz; hayatımızın bütününü ve tüm insanlarla etkileşimimizi değiştirmekle de ilgilenir. İnsanlarla, haklarımızla ilgilidir; özellikle de yaş, cinsiyet ayrımı yapmaksızın tüm insanlara verilen eşit haklarla ilgilidir. Okul dışı eğitim çocukların kapasitelerini anlamak, onlara güvenmekle ilgilidir ve onların yapabileceklerine dair sahip olduğumuz inanç ve kuralların onların kapasitelerini sınırlandırdığı düşüncesine dayanmaktadır. Okul dışı eğitim gençler de dahil tüm insanların özgürleşmesi, üzerlerindeki baskıdan bağımsızlaşmalarıyla ilgilenir. Bu yaklaşım kısmen çocuk yetiştirme yöntemlerimizin demokratikleşmesi ile ilgilidir. Dolayısı ile çocukları birbirlerine karşı daha saygılı bir yaklaşım içinde bulunmaya teşvik etmekle ilgilenir. Bu çalışma aile içi etkileşime değinecektir, ancak çalışmanın toplumun bütününe de genişletilebileceğine inanıyorum.

Ev eğitimi potansiyeli yüksek olan ailelerle yaptığım görüşmelerde, aile içi farklılıkların, üzerinde durulması gereken esas engeller olduğu sonucu çıktı. Aile içi farklılıklardan söz eden Rothermel (2005: 85) “Anket ve görüşme sonuçları aile içi anlaşmazlıkların çekirdek ailelerde de, geniş ailelerde de mevcut olduğunu göstermektedir” der. Aile içi farklılıklar böylece aile içindeki sürtüşmeleri beraberinde getirmektedir. Bir yönden bakıldığında genellikle çekirdek ve geniş ailelerin bir üyesi, diğer bir üyenin ev eğitimine ilişkin isteklerine karşı çıkacaktır. Aile içi farklılıklar kavramını biraz açmak ve bunun sadece ev eğitimi yanlısı ailelere özgü bir düşünce olmadığını, birlikte yaşamanın gerekliliği olduğunu göstermek istiyorum. Vereceğim örnekte ebeveynlerden birisi okul dışı eğitim yanlısıyken, diğeri formal eğitime daha sıcak bakıyor, fakat halen çocukların özgürlüğü için mücadele ediyor. Sizlerden, çalışmalarıma aşina olanlar, benim çocukların en az kabul edilebilir baskı grubunda olduğuna, bizim bu baskıya son vermemiz gerektiğine, bizim çocukların kabiliyetli olduğuna inanmamız ve özgürlüklerine saygı duymamız gerektiğine inandığımı bilirler. Bu nedenle, geçenlerde benim dahil olduğum bir hikâyeyi paylaşarak aile içi farklılıklara dair bir örnek vermek istiyorum.

Felsefedeki uyuşmazlıklara dikkat etmek ve onları çözmek çok önemlidir. Aksi halde, önemsiz gibi görünen bir olay büyük ailevi çatışmalara dönüşebilir. Tekrar hatırlatmak isterim ki, ben katılımcı demokratik çocuk yetiştirme uygulamalarından yanayım ve dolayısıyla sergileyeceğim tutum bu yaklaşımı destekler nitelikte olacaktır.

Metodoloji
Metodolojik olarak bu çalışmada birtakım nitel yöntemlerden yararlanılmıştır. Bunlar: fenomonoloji, katılımcı gözlem, otobiyografik araştırma, anlatım ve kişisel çalışmalardır. Bu metodolojilere dayanan bir yaklaşımın amacıma en iyi şekilde ulaşmamı sağlayacağına inanmaktayım. Steinberg (2006) bricolajın yararlılığını şu şekilde açıklamıştır:
Böylesine eklektik bir araştırma görüşü bazı uzmanlar tarafından bricolaj olarak isimlendirilmiştir. Claude Lewi- Strauss’a atfedilen bricolaj  terimi  çeşitli bilimsel disiplin ve yöntemlerden araştırma stratejilerini alarak, araştırmada ihtiyaç duyulduğu taktirde kullanmayı gerektirir.
Bu çalışma nitel bir çalışma olduğundan sorgulamaya büyük önem verir (Ary, Jacobs, Razavieh, Sorensen, 2006, s.451). Fenomonolojik çalışmalar bir olayın anlamını katılımcıların ne şekilde algıladıklarını belirleyerek deneyimi tanımlamak ve yorumlamak için tasarlanır (Ary ve diğ., 2006, s. 461). Çalışma boyunca kendimi gözlemci olduğum kadar bir katılımcı olarak da gördüm; çünkü gözlemciler olayı katılımcıların tecrübe ettiği şekilde yaşamak için aktif olarak katılır ve olaya dahil olurlar (Ary ve diğ., 2006, s. 475). Aşağıda paylaştığım senaryodaki insanların hayatlarının bir parçası olma ayrıcalığı, başkalarıyla paylaşmayı arzu ettiğim beni geliştiren bir kavrama yeteneği kazandırdı. Otobiyografiyle ilgili olarak Roth (2005) şöyle yazıyor:
Etnografların anlatıları başkalarının görüşlerinin betimlemesi olduğu kadar kendi görüşlerinin de bir yansımasıdır. Tarihsel  süreçteoluşmuş bu düşünceleri okuyucunun kafasında netleştirmek amacıyla otobiyografi ve etnografik yazılar yazmak, önyargılarımızı anlamanın ve onları ürettiğimiz şeylere ve uygulamalarımıza dahil etmenin bir yoludur. Bazı simgeleri anlamlandırmak ve kullanmak, simgelerin barındırdığı anlam kadar bizim ne gördüğümüzle de bağıntılı olarak kendi kanaatlerimizi gerektirir. Otobiyografi bu düşünceyi vurgulayan temel araçlardan biridir (s. 14).
Olayın yakından içinde bulunup her şeye şahit olmam hikayeyi kısmen benim hikayem de yapıyor. Buna ek olarak, ebeveynlik sürecinde ve aile yaşantımda biz de bu çalışmada desteklenen yaklaşımı uygulamaya gayret gösteriyoruz.  Dolayısı ile bu yaklaşıma yabancı değilim ve bu yaklaşımı destekliyorum. Vurgulamak isterim ki, burada etkili olan kelime “gayret göstermek” kelimesidir ve bu bir süreçtir; son değil. Freire’nin (1998, s. 66) hatırlattığı gibi, henüz bitirmiş değiliz.

Hafızamda kalan ve bize hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğini hatırlatan bir alıntı var. Paul Goodman der ki:
Düşünün ki hayalini kurduğunuz devrimi gerçekleştirdiniz. Varsayın ki sizin tarafınız kazandı ve arzu ettiğiniz topluma kavuştunuz. Bireysel olarak bu toplumda nasıl bir hayat sürerdiniz? ?imdi o şekilde yaşamaya başlayınız. O zaman ne yapacaksanız şimdi yapın. İstediğiniz şekilde yaşamanıza engel olacak güçlüklerle, insanlarla ya da herhangi bir şeyle karşılaştığınızda o engelle nasıl baş edebileceğinizi ya da onu nasıl yok edebileceğinizi düşünmeye başlayınız. Böylece politikanız somut ve uygulanılabilir olacaktır (Akt., Holt, 1994).
Sadece hayatlarımızı farklı yaşayarak dünyada fark yaratabiliriz.

Clandinin ve Connelly (2000, s. 26)’nin değindiği üzere “Yaşanmış ve anlatılmakta olan hikayeler insanın kendisini ve gençleri, kendi toplumlarına uzak olan araştırmacıları içeren diğer insanları eğitir.” Carl Leggo yazısında (2005) şöyle diyor:
Üzerinde çalıştığım araştırmanın hayli büyük bir kısmı otobiyografik anımsamalardan; öğretmen olarak yılların tecrübesine ve çalışmalarıma ilişkin yazdıklarımdan oluşmaktadır. İnanıyorum ki tecrübelerimizi yazarak, onlar üzerinde düşünerek ve yorumlar yaparak neşe ve umutla motive olmanın yanı sıra daha etkili öğretmenler olabiliriz.
Bireysel çalışmalarımda, işbirlikli bireysel çalışma yaklaşımını kullanıyorum. “Karşılıklı Eşdeğer Gözlemlerden Öğrenme: İşbirlikli bireysel çalışma” adlı bir makalede Pressick-Kilborn ve Riele (2008), bireysel çalışmanın çok boyutlu bir aktivite olup, sadece otobiyografi ve teoriyi değil aynı zamanda öğrenciler ve iş arkadaşlarını da içerdiğini belirtir. ?u an yürüttüğüm çalışmamda veri toplama ve analiz için bir takım görüşmelere katılıp notlar aldım ve yazma süreci boyunca da yakın temasımı sürdürdüm. Sonuçların elde etmek istediğimi yansıttığı konusunda teminat verebilirim. Yukarıda sözünü ettiğim metotların bricolage’nın sosyal adalet, çatışma yönetimi ve insan ilişkilerinin iyileştirilmesi ile ilgilenenlere faydalı olacak bilgileri toplamamda yardımcı olacağına inanıyorum.

Olay
Olay kısaca, dışarı çıkmak, arkadaşlarında oynamak isteyen çocuklar ve saat geç olduğu için onların çıkmamaları gerektiğini düşünen ebeveynden oluşuyor. Netleştirmek gerekirse, arkadaşının evi birkaç ev ötededir. Çocuklar davetlidir. Diğer ebeveyn çocukları desteklediği için bir çatışma ortaya çıkmıştır. Sonunda çocuklar gider ve onları bunu yapmaktan alıkoymanın hiçbir gerekçesi olmadığını ispatlamış olurlar. Daha fazla açmayacağım çünkü detaylar onu takiben gerçekleşen tartışma kadar önemli değil. Aslında bu olay bir ebeveynin ailenin geri kalanından farklı düşündüğü ve kendi fikrini kabul ettirmeye çalıştığı birçok olayla benzeşmektedir. Çoğunluk kararı yaklaşımını değil oybirliğini haklılaştırmaya çalıştığımı açıklığa kavuşturmak istiyorum. Zaten ilerleyen satırlarda durumun daha da netleştiğini göreceksiniz. Tekrar belirtmek isterim ki burada asıl mesele tartışma değil tartışma ile nasıl baş edildiğidir.

Tartışma
İnsanların anlaşmazlıklara tepkileri acımasız ve serttir. Sebep kimi zaman yorgunluk, kimi zaman uykusuzluk veya açlık olsa da bazen olması gerekenin aksi şekilde tepki veririz. Kabul edelim ki, bu durumda asıl sebep olayı yönlendirmez; duygularımız bu durumdaki sebeplerin yerine geçer. Eğer bu tür patlama vakalarını değiştirmek ya da sınırlandırmak istiyorsak, bunu gerçekleştirmenin tek yolunun içinde bulunduğumuz durumun farkına varmak olduğuna inanıyorum. Buna ek olarak böyle durumlarda nefesimizi düzenleyerek, farkındalıkla, o ana odaklanarak ve konsantre olarak kendimizi kontrol etmemiz gerekir. Bunu başarmak kolay değil. Fakat bu tür negatif reaksiyonlar ve patlamalarla baş etmenin tek yolunun bu olduğuna inanıyorum. Thich Nhat Hanh (2005, s.13) diyor ki: “Eğer mutlu ve huzurlu değilsek, başkalarıyla, sevdiklerimizle ve hatta aynı çatı altında yaşadıklarımızla bile huzur ve mutluluğu paylaşamayız.” Bir aileyle ya da daha genel olarak bir grupla çalışmadan önce, kendimiz üzerinde çalışmaya ihtiyacımız var. Elbette bu bir sonuç değil devam eden bir süreçtir.

Bir çatışma çıktığında bununla nasıl başa çıkabiliriz? Çatışmaları çözmek için önerilen birçok demokratik yaklaşım vardır. Problemi çözmek için basit bir reçete ya da yaklaşım olduğunu söylemiyorum çünkü olmadığını biliyorum. Yine de çatışmalarla başa çıkmanın büyük cazibeye sahip, özgürlük, demokrasi, okul dışı eğitim ve daha genel olarak benim vurgulamak istediğim noktayla örtüşen birçok yolu vardır. Tek bir yolun bulunmadığını tekrar belirtmek isterim fakat sizinle bir örneği paylaşarak, düşüncelerimi netleştirmeyi umuyorum. Nasıl ki iyi bir kitabı tanımlamanın tek bir yolu yoksa çatışmaları başarılı bir şekilde çözmenin de tek bir yolu yoktur. Örneğin bir kitap kullanıldığı dilden, duygusal cazibesinden, yaklaşımından ve benzeri özelliklerinden dolayı iyi olabilir. Bu yüzden iyi bir kitabın unsurlarını katı kurallarla belirlemek ne kadar imkânsızsa tek bir iyi çatışma yönetimi yaklaşımı belirlemek de o derece zordur. Kullanacakları yaklaşımı sonunda kendileri belirleyen birçok problemli aile vardır. Aşağıdaki örneği paylaşınca vurgulamak istediğim daha netleşecektir.

Yedi çatışma yöntemi
Bu örneğin her şeyi daha da netleştirecek bir problem çözme yaklaşımı örneği olduğunu tekrar belirtmek isterim. ‘Huzur İçinde Olmak’ kitabında Thich Nhta Hanh (2005) bir Budist manastırında son 2.500 yılda yaşanarak evrimleşen yedi çatışma yöntemi pratiğini anlatır.

Birinci yöntemin ismi Yüz-Yüze Oturma’dır. Bu yöntemde herkes dikkatli bir şekilde, nefes alarak ve gülümseyerek, çatışmak için değil de birbirine yardımcı olmak için toplanıp yüz yüze otururlar (s. 77). İkinci yöntem, bütün herkes oturup izlerken, iki rahibin çatışmanın başından o ana kadar ki sürecini tüm detayları ile hatırlattığı uygulamadır (s. 78). Üçüncü yöntem, herkesin ortaklaşa katkıda bulunduğu kabulleniş ilkesidir. Dördüncü yöntem samanla çamura bulanmadır. Burada çamur yaşanan problemi, saman ise Dharma felsefesinin anlayış ve sevgi prensibini sembolize eder (s. 79). Hanh (2005, s.79) ne demek istediğini açıklamak için şu örneği verir: “Bilirsiniz yoğun bir yağmurdan sonra kırsal bir alanda yürümek istersiniz ama yollar çamurdur. Eğer elinizde yere dökeceğiniz saman varsa çamurda daha rahat ve kolay yürürsünüz.” Beşinci yöntem ise ‘Gönüllü İtiraf’ tır. Burada her iki taraf da diğerinin söylemesini beklemeden olayda kendi kusurunu ifade eder. Son iki yöntem ise sırasıyla “ortak karar alma” ve “kararı onaylama”dır.

Bence Hanh’s önerisi okul dışı eğitim geleneğine rahatlıkla uyum sağlayabilecek bir çatışma çözüm sürecidir. Bu konuda düşünmenin yararlı olacağına inanıyorum çünkü burada sevgi, saygı, özgürlük, uyum, işbirlikçi demokrasi işaretleri görüyorum. Aynı zamanda çatışmayı karşılıklı ilişkiye yöneltmeye odaklanmaktadır. Tekrar belirtmek isterim ki ne bununtek model olduğunu söylüyorum ne de bu modeli reçete olarak öneriyorum. Benim tek önerim, yaşadığımız anlaşmazlıklarla başa çıkarken felsefi varsayımların ve mevcut yaklaşımların faydalı olabileceği ve değerlendirmeye alınması gerektiğidir.

Oyun hakkında
Yukarıda belirttiğim aile çatışmasındaki örnekte; üzerinde durulan konu oyundur, bu yüzden oyunun okul dışı eğitimdeki öneminden bahsetmek istiyorum. Oyunun gelişmenin çok önemli bir parçası olduğuna ve ne çocukların ne de yetişkinlerin oyundan mahkum edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Oyunlar çocukların yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini geliştirme imkanı buldukları etkinliklerdir. Bunu sadece sıradan oyun türleri değil; çocukların bir otorite denetimi altında olmadıkları, kendi isteklerini gerçekleştirebilmek için yeterli özgürlüğe ve zamana sahip oldukları, zamanlarını kendi fikirleri ve girişimleriyle değerlendirdikleri, belirli yapıya bağlı kalmadan serbestçe oynanan oyunlar da gerçekleştirebilir. Çocuklardan günün büyük bir kısmında sıraya oturup öğretmenlerini dinlemelerini, belirli bir programı takip etmelerini bekleyen okullar; onları, bedenlerini, fikirlerini ve benliklerini geliştirmekten alıkoyar. Dünyanın en iyi alternatif okullarından olan “Summerhill” ile ilgili yazısında Zoe Readhead (2008, s. 122) şöyle der:
“Çocuklara gelişmeleri için zaman vermek, onların istedikleri sürece oynamalarına izin vermektir. Yetişkin bireyler olmaları için sahip olmaları istenilen özellikler, yalnızca onların hayal güçlerini yansıtan oyunlarla gelişir. Nasıl bir kedi yavrusu avlanmayı yaprakları ve böcekleri kovalayarak öğreniyorsa, çocuklar da gerçek hayata yaşıtlarıyla oynayarak hazırlanırlar.”
Diğer bir alternatif okulla ilgili olan yazıda Mimsy Sadofsky (2008, s. 160) ise şöyle aktarır:
“Oyun Sudbury Valley’de takip edilen en ciddi konudur. Bu bir tesadüf olamaz. Psikologlar, bugünlerde zihnin özgürce düşünmesine izin vermenin, zihni geliştiren en büyük potansiyel güç olduğunda hem fikirdir. Yaratıcılık ancak böyle bir özgürlükle gelişebilir. Fakat şundan eminiz ki yapmak istediğini yapmak her şeyi hesaba katmaktır.
Aynı cephe
Çoğu zaman ebeveynlerin birbirlerini takım olmanın önemi konusunda telkin ettiklerini, çocuklarıyla karşıt gruplardanmış gibi görünmeyip, aynı fikirdelermiş gibi görünmelerini garantiledilediklerini duyarım. Thomos Gordon (2000) haklı olarak, ebeveynlerin kendilerine karşı dürüst olup, gerçekçi olmalarını ve çocuklarıyla farklı saflarda olmamaları gerektiğine dikkat çekiyor. Zaman zaman olsa da; ebeveynler her zaman bir uzlaşma veya her çatışmada aynı tarafta olmayı beklememelidir. Kimsenin kaybetmediği problem çözümlerinde esas olan her ebeveynin kendisi gibi olması, kendi düşünce ve ihtiyaçlarını açıkça yansıtmasıdır. Çatışma çözümlerinde her ebeveyn bağımsız ve tek bir katılımcıdır ve çözüm sürecini de kendilerini çocuklarına karşı taraf olarak değil, üç veya daha fazla birbirinden bağımsız bireyin çözüm arayışı olarak görmelidir.

Her şeyden önce kendimize karşı dürüst ve gerçekçi olmaya ihtiyacımız vardır. Yakınlarımız ve biz gerçekliğin çerçevesi içinde yetişiriz. Eğer kendimize inanırsak kendimizi savunabilir ve daha önemlisi, yanlış düşündüğümüz ortaya konduğunda  değişime hazır olabiliriz.

Sonuç
Mükemmelmiş ve başkalarının isteklerini kontrol etme hakkımız varmış gibi davranamayız, aksi takdirde işler bizim istediğimiz yönde gelişmediğinde adeta krize gireriz. Ne bizleridktatörüz ne de başkaları bizim direktiflerimizi yerine getirmek zorunda. Bunun yerine özgür düşünmeyi teşvik etmeli, çocuklar ve onları destekleyen aileler örneğinde olduğu gibi uyum beklememeliyiz. Çocukların yanında duran ebeveynler diğer ebeveynlerle ortak oldukları için değil, çocuklarını haklı buldukları için onların yanında yer aldılar. Bu iyi bir durumdur.  Tekrar belirtmek istiyorum; karar bir çoğunluk meselesi değil, saygı meselesidir.
 
Çocukları baskı altında tutarak yetiştirmek yeni bir konu değildir. Pek çok yetişkin “kural kuraldır düşüncesi hakim olan bir çevrede yetişmiştir; fakat biz bunu devam ettirmek zorunda değiliz. Llyod DeMause (2002) şöyle yazıyor:

Son otuz yılda yaptığım araştırmalara rağmen, düşüncelerim “Çocukluğun Tarihi’nde” yazdıklarımdan pek farklı değil. Bugün elde ettiğimiz sonuçlara bakınca çocukluğun tarihinin tam bir kabus olduğunu görüyoruz. Çok eski tarihlerden günümüze kadar olan süreci düşündüğümüzde; çocukluğun tarihi ilgisizlik, ölümler, terk edilişler, dövülmeler, baskı altında tutulmalar ve cinsel istismarlarla doludur. Benim tüm yaşamım boyunca üzerinde çalıştığım çocukluğun tarihinden çıkan sonuç, maalesef toplumun çocuk istismarı üzerine kurulu olduğudur (s. 96-7).

Aile içinde bir karar alındığında, kurumun yararına tüm bireyler aynı fikirde olsada, karara katılmayacak kişi muhakkak ileri atılarak fikrini söylemelidir. Aile, tek bir kişinin direktiflerine hizmet eden bir kurum değildir, fertlerinin kendi yaşamlarını bir arada sürdürebildikleri ve kendi yollarını çizdikleri bir kurumdur.

Umuyorum, katılımcı demokratik çözüm stratejileri, aile sorunlarını çözmede bizi bir adım daha ileri taşıyacaktır. Özet olarak, çatışmalar aile içinde çözülemeyen normlar olarak süregelmeye devam ederse, aile içi enerji ve birlikte yaşama başarısı azalacaktır. Tartışmadan uzak durmalıyız fakat her zaman problemlerimizi sakince konuşarak çözmeye istekli olmalıyız.

İnsanların ne kadar dar görüşlü olabileceği beni her zaman şaşırtmıştır. Örneğin, genellikle destek görmediğinizi hissediyorsunuz, peki acaba yanılıyor olabileceğinizi, haksız olduğunuzu ve ailenizin haklı olabileceğini hiç düşünüyor musunuz? En azından durumunuzu yeniden değerlendirmeniz gerektiğinin farkına varmalısınız ve konumunuzu bir kez daha değerlendirmelisiniz. Elbette ki “siz haklısınız ve başkaları haksız” diyebilecek kadar basit bir durum olmayabilir. Acaba durumu anlamayanlar sadece onlar mı? Siz olamaz mısınız? Hangi pozisyonda olduğunuza bakılmaksızın, bir çatışma çözümlenemediğinde kaybedenler çatışmaya dahil olan herkestir. Eğer amaç sağlıklı ve mutlu bir aile hayatını sağlamak ise başkalarını dinlemenin ve özgürlüklerine saygı duymanın önemi asla yadsınamaz. İddia ediyorum ki; çatışmalar ortaya çıktığında katılımcı demokratik çatışma yönetim stratejilerini kullanarak barışçıl bir çözüme ulaşmak seçilecek en doğru yoldur.
 
Kaynakça
Freire, P. (1998). Pedagogy of freedom: Ethics, democracy, and civic courage. Lanham, MD: Rowman & Littlefield.
 
Gordon, T. (2000). Parent effectiveness training: The proven program for raising responsible children (Rev. ed.). New York: Three Rivers Press.Holt, J. (Ed.). (1994, July/August). Celebrating 100 issues. Growing Without Schooling #100, 17(3), 35.

Rothermel, P. (2005) Can we classify motives for home education? Evaluation and Research in Education, 17(2)(3). Retrieved October 19, 2008, from http://www.multilingual-matters.net/erie/017/0074/erie0170074.pdf

Sadofsky, M. (2008). A school for today. InM. Hern (Ed.), Everywhere all the time: A new  deschooling reader. Oakland, California: Ak Press.

Thich Nhat Hanh. (2005). Being peace. Berkley, California: Parallax Press. (Original work published 1987)
 
Zoe, R. (2008). Summerhill school. InM. Hern (Ed.), Everywhere all the time: A new deschooling reader. Oakland, California: Ak Press.

*Carlo Ricci, halen Nipissing Üniversitesi, Eğitim Fakültesi lisansüstü programında ders vermektedir ve kurucusu olduğu Journal of Uncschooling and Alternative Learning (JUAL) dergisinin editörlüğünü sürdürmektedir. Derslerinde okul dışı eğitimin ruhunu, demokratik ve öğrenen merkezli eğitimin ilkelerini bütünleştirmeye çalışıyor.
“Değer”le ilgili öğrendiği herşeyi,formal eğitimin dışında öğrendi. Öğrenci ve sonrasında öğretmen olarak kişisel okul deneyimleri, onun kurumsal eğitime başkaldırmasına neden oldu. Hala, formal eğitimin onda açtığı yaraları sarmaya çalışıyor. Üç ve beş yaşlarında iki kızı var ve onların da okul dışı eğitime karar vereceklerini umuyor.


 
< Önceki